“Spokesperson” ve Toplumsal Cinsiyet

“Spokesperson”, Türkçesi Sözcü. Markalar için marka sözcüsü olarak da kullanılıyor. Çok önemli. Öyle ki diliyle markanızı temsil ediyor. Marka adına konuşurken bir sözcünün pek çok şeye dikkat etmesi gerekir. Bunun eğitimi var, mutlaka alınmalı. Ama her şeyden önce şu bilinç olmalı: “Sen olduğun için o marka yok, o marka olduğu için sen o platforma çıkıp konuşabiliyorsun. Şimdi egonu yavaşça yere bırak…”

Katıldığım toplantı ve konferanslarda seçilen marka sözcülerinden dolayı artık kullanamadığım markalar var. Hele mesela bir markanın genel müdürü cinsiyetçi şakalar filan yapınca dayanamıyorum. Bayanlar için üretiyoruz deyince ya da “Kadınların biliyorsunuz gün içindeki ruh hallerine göre yaşları değişir” diyor “spokesperson” sahneden, salonda gülüşmeler. Bunun kadın olmakla ne alakası var demiyor kimse. Sunumun sonunda sunucu  da “Bayan İKcılar artık sizden alır” gibi bir şeyler derken salondan ayrılıyorum. Tez zamanda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunda gelişmemizi umuyorum.

Nedir Toplumsal Cinsiyet?

Toplumsal cinsiyet kavramı, toplum tarafından kadınlara ve erkeklere bazı sorumluluklar ve görevler yüklenmesini ifade ediyor. Bu durum, çocukluktan itibaren bireylerin toplumdaki yerlerine dair belirli ön yargılar ile yetiştirilmesine neden oluyor. Kızlar sofra kurar, erkekler bakkala gider gibi. Elinin hamuru ile işe karıştırılmayanlar kadar erkekler ağlamaz diye büyütülenlerin de yanında olmalıyız. Toplumsal kalkınma kadın erkek bir arada ön yargıların önünde durursa başarılabilir.

Bunun için önce kendi sınırlarımızın farkında olmalıyız. Kendi dilimizin, kendi ön yargılarımızın, kendi etiketlerimizin farkında olarak başlamalıyız gelişime.  Kendi öz değerlendirmemizi yapmalıyız. İşte size bir fırsat: http://skorunkac.yanindayiz.org/

Kadınlar ve kız çocukları dünya nüfusunun yüzde 50ʼsini oluşturuyor. Bu, dünyanın potansiyelinin de yarısını oluşturduğumuz anlamına geliyor. Ancak karar alma mekanizmalarının içinde halen çok gerideyiz. Ancak belli işlerde yükselebiliyor, bize uygun görülmeyen işleri aldığımızda da önüne kadınlığımızın eklenmesinden kaçamıyoruz. Kadın mühendis, kadın polis, kadın subay, kadın doktor gibi. Oysa biz de erkekler gibi sadece insanız.

Kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin en net görülebileceği istatistiklerden biri ise çalışan nüfus ve işsiz olup iş arayan nüfusun birbirine eklenmesi ise hesaplanan iş gücüne katılım oranı.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 100 kadından sadece 31’i çalışıyor veya iş arıyor. Tam tersine 100 erkekten 71’i ise çalışıyor ya da çalışmak için iş arıyor. TR’de yüzde 30 olan bu sayının AB ortalaması yüzde 60.

Hepimizin yardıma ihtiyacı var. Erkekler, cinsiyet eşitsizliği sizin de sorununuz. Örneğin baba olmak toplum tarafından daha az önemseniyor. Genç erkeklerin psikolojik sorunları hakkında, bunun onları daha az erkek yapacağı korkusundan dolayı, yardım isteyemediklerini görüyoruz. Aslına bakarsanız, Türkiye’de intihar eden erkeklerin sayısı kadınlara oranla 3 kat fazla. Erkekler, “erkek başarısı” olarak kabul edilen değerlere ait çarpık hisler yüzünden kırılgan ve yetersiz hissedebiliyorlar ve onlar da eşitlikten yararlanamıyorlar. Çünkü her zaman güçlü olmak/görünmek zorundalar. Bu da hiç insani değil.

Kadın gücü için biz ne yapabiliriz?

Genel düşüncem Türkiye’de özel sektördeki 10.000 iyi yönetici tam yetki ile devleti yönetse Türkiye bambaşka bir ülke olur yönündedir. Potansiyeli bu kadar yüksek olan ancak kıpırdayamayan bir topluluk. Bunu bir de en çok Anadolu’yu gezerken hissederim. Toprağın altı, üstü doludur fışkırır her yanında bir fırsat vardır ama insanlar kahvede oturur. DNAmız ne zaman öğrenecek ayağa kalkmayı?

Yarın siyah giymenin dışında şirketlerimizde neler yapabiliriz konusunda ben kısaca düşününce şunları buldum. Mutlaka sizin özgün fikirleriniz de eklenecek, etki büyüyecektir.

1. Kurum içi eğitimlere bu içeriği ekleyebiliriz : Şaka değil oryantasyon eğitimi gibi!

#heforshe : https://www.youtube.com/watch?v=v6XTx2Rg04g

Continue reading