Rakipler Yıkıcılara Karşı (Competitor vs. Disruptor)

Rekabet mi Yıkım mı? İşte bütün mesele. Şirketlerin gündeminde bu yıkıcılar konusu öncelikle ele alınmalı..Rekabet analizleri gibi Yıkıcılar analizleri haftalık, aylık toplantıların konusu olmalı.  10 yıl önce sektördeki rakiplere karşı stratejiler geliştirirken şimdi bir anda işimizi yerle bir edecek, öldürecek teknolojilerin peşinde “start up company”lerin neyi farklı yaptığını konuşur olduk. Kendi yıkımını yönetmek de önemli tabii.. Bir nevi “beni sen yoketmedin, ben senin geleceğini zaten görmüştüm”ayarı da vermiyor değil. Teknoloji müzik endüstrisini öldürecek mi sorusunu önce sormak sizi yıkımda bir adım öne geçirir mi? Virgin disruptorsın sorusu/soruları paylaşıma açık.
Bu ve benzeri örneklerde en çok dikkatimi çeken yıkımı engellemeye çalışmak değil de “dalga nasıl olsa geliyor ben de sörfümü yapayım bari” duruşu. İyi dalga sörfü yapan kazanır.
Şirketlerde sürdürülebilir karlılık için olmazsa olmazımız inovasyon şirket içinde nasıl yeşerir*, yayılır bunu düşünmenin bir adım ötesine geçip cesur adımlar atılmalı. İlk 3 cesur adımdan biri, inovasyon yetkinliği gelişmiş kişileri işe almak değil! Uygun ortamı, dialoğu,amacı yarattığınız her yerde insanlar “daha iyisi” için gayret edecektir. Yetkinlik seviyesi ne olursa olsun…

O halde işe şu üçlü ile başlayalım. (Sonraki 3 yazının konusu da belli oldu)

1. Yalın Organizasyon (Holacracy)

2. Şirket hissedarı çalışan (Kar odaklı Performans)

3. Bir AMAÇ uğruna çalışan insanlar (Purpose Driven Company)

*Flourishing kavramı her ne kadar pozitif psikoloji kavramı olsa da inovasyon için son derece gerekli özellikler barındırıyor. Şirketler Perma yapmalı diyelim o halde.. Perma’nın açılımı için bakınız… PERMA

Advertisements

Uyumsuz’dan T insana nasıl da dalgalandım… İşte bunlar hep inovasyon için..

Dün akşam izlediğim Divergent etkisindeyim. İnsanın bilim kurgu ile kendi sınırlarını keşfe çıkmasını her zaman hayranlıkla izlemişimdir. Fedakar, bilge, nazik, dürüst, cesur ya da uyumsuz.. “Siz kimlerdensiniz, kimlerden olmak istersiniz?” ekseninde yine tam olarak insanın bozuk doğası üzerinden, “Kimse sadece tek birşey olmak zorunda değil ” KARMA” iyidir” sonucunu alıyoruz elimize.

Gençlerin hangi gruba ait olduklarını anladıkları halisünatif testler bana pek çok kişilik testini ve dahiyane İK uygulamasını anımsattı. Eskiden insanların hangi işe uygun olduklarını kafataslarını ölçerek bulurlarmış. Buna Frenoloji deniyor. Bir nevi Headhunting. Neyse.. Günümüzde biliyorsunuz beyin işin içine girdi mi olay ayrı bir çekicilik/boyut kazanıyor onun için de böyle testler var. 

Kimi istediğimizi bir şekilde tanımlıyoruz da o kişinin “O” olduğundan nasıl emin olacağız diye testlere dayanıyoruz. Başka bir yolu yok mu bu işin?

Filme dönelim. Testte ne çıktığın önemli ama özgür irade de unutulmamış.
Kaderini belirleyen senin ne/kim olduğun değil ne/kim olmak istediğin.
Doğum itibarı ile fedakar olabilirsin ama bu senin cesur olmayı seçmen önünde bir engel değil. (Bu kısım 10 yaşında bir kız çocuk annesi olarak bana Tinkerbell filmlerini anımsatmadı desem yalan olur. O da aslında işçi peri olmak istemez ama başka biri olmaya harcadığı enerjiyi doğasına uygun hareket etmeye harcamaya başlayınca özendiği o çok güçlü perilerin hepsinden daha yetenekli olduğu ortaya çıkar ya… Hikayeler de hep aynı aslında.. Seçim seremonisi aynıydı sanki.. )

choosingceremony2530761739a9777230084l

Tinkerbell deyince de aklıma işte son zamanlarda en beğendiğim tanımlardan biri olan

T shaped people tanımı geldi. 🙂

T insan kısaca sahip olduğu yetkinlikleri derinlemesine ve aynı zamanda geniş bir alanda kullanabilen insana deniyor. İdeo’nun ortaya çıkardığı bu konseptte teknoloji ve tasarım nispeten tanıdık olduğu için beni tedarikçi olma kısmı düşündürdü. Derinlemesine (deep) uzmanlık neyse bunu her zaman her yerde her koşulda (broad) sergilemek, sunmak, servis etmek yani içinde bulunduğun topluluk, kurum ya da dünya için kendi uzmanlığının tedarikçisi olmak. Daha çok herkes kendini böyle görse, değerlendirse yetenekten her yerde maximum faydalanılsa diye düşündüm.
Diyelim ki ben bir “Linker”ım. İnsanları, kurumları, olayları, ilişkileri, haberleri birbirine bağlarım. Bunu her zaman her yerde her koşulda yapmalıyım ki yeteneğimden tam anlamıyla faydalanılsın. Kişinin kendi markası için de bir anahtar bence.
Tasarımsal düşünme de çok önemli bir boyut. Varolanı farklı sentezleyerek yeni birşey dizayn edebilme becerisi. Analiz kadar senteze de önem verilmesi gerekliliği. Bu konuda bugüne kadar okuduğum en iyi yazı Mahfi Eğilmez’e ait. Analitik Düşünme Yeteneği

Şirketler kendileri için en iyinin kim olduğunu bilmek istiyor, insanlar “ben kimim, ne için uygunum” sorusuna rahatlatıcı bir cevap arıyor. O halde gelsin analizler, testler, değerlendirme merkezleri… Hiçbiri henüz şu basitlikte değil. Bir rivayete göre, Yeniçeri ocağına asker seçilirken sofra kurulurmuş ve yeni asker adaylarının nasıl yemek yediği izlenirmiş. İştahla yiyenler aynı iştahla savaşır, güçlü olur diye öncelikle alınırmış..

Günün sorusu: Görev için duyulan iştah nasıl ölçülür?

Davranışlarımızın kökeni 1

Üniversitenin ilk yılı karşılaştığım bu kitabın bütün meslek hayatımı etkileyeceğini bilemezdim. Felsefe eğitiminin, psikoloji ve sosyoloji ile yakın temaslarından her zaman çok etkilendim. İnsan neden böyle davranıyor sorusuna ait pek çok yanıtı aradığım, bulduğum insan kaynakları alanı ise benim cennetim oldu diyebilirim.

davranış

Özel ilgi alanım olan bu konuda geçen yıl Ted ile 21 gün etkinliğinde izlediğim bir video bana yine doğru yolda olduğumu hisettirdi. Bugünlerde yeniden hatırlamak/hatırlatmak isteği duydum.

Davranışlarımızın kökeninde neler var? Hayvanlarda ahlaki davranışlar!

İnsanların rekabetçi, agresif, özünde kendi çıkarları için çabalayan yanları ile hayvanlar aleminin tuhaf benzerlikleri var. Bir yemeğe ulaşmak için işbirliği yapan şempanzelerde, fillerde insanlara çok benzer davranışlar görülebilir.
Şempanzelerin kavga ettikten sonraki barışma şekilleri, üzüntüden sonra birbirlerini teselli etme şekilleri ne kadar da insani. Neden sadece insan ırkının “iyilik” yapabileceğini düşünüyoruz ki? Tüm ekosisteme küçük bir bakış atmamız yeterli böyle olmadığını görmek için.
Kötü olmak gerçekten ruhumuzda mı? Bu bize de, bu özelliğimizin benzeştirilmeye çalıştığı hayvanlara da haksızlık.
Frans de Waal bir yandan deneylerini paylaşırken bir yandan soruyor: Ahlak hangi temellere dayanır?
Cevap : Adalet ve eşitlilk anlayışıyla ilişkilendirileren karışılık verme ve Empati ve şefkat. Elbette ahlak bunlardan fazlasını barındırıyor ama bu temelleri kaldırırsanız neler olabileceği ortada.

Empati denen şeyin “esnemek”ten geçtiğini gördüğünüzde çok şaşıracaksınız!

Hele hele şempanzelerin eşitlik için ortalığı ayağa kaldırdıklarını gördüğünüzde kendi sessiz kalışlarınızı sorgulayacaksınız.

İnovatif olunacak OL!

Klasik tanımı ile bir “trend” araştırması yaparken bir yandan aklıma Platon’un “ Güneşin altında yeni bir şey yok sözü” gelir.Binlerce yıl önce söylenmiş bu söz bir yandan beşeri gelişimi tahayyül etmeyi bile ıskalamış gibi görünse de kopyalanan, eklemeli yenilikler çağı bakımından belki de doğru olabilir.

2020’de işimizi etkileyebilecek makro konuları 2013 yılına hazırlanırken bu çalışmada özetlemiştim:

http://www.slideshare.net/elificoren/2020-16596003

2014 Aralık’ta tekrar yapmak için kendime hatırlatma!

Trendler tamam da gerçek ihtiyaç ne? İnsanların gerçekten neye ihtiyacı var? Bunu focus grup ile anlamaya çalışmayı bırakıp sahada yaşayınca gerçek inovasyonun yeşerdiğini düşünüyorum. Bu konuda bugüne kadar gördüğüm en iyi videolardan biridir.

İdeo’nun tasarım sürecini özetleyen kısa videoda bir şirketin inovasyon için keşfettiği sırları bulacaksınız, izlemeye değer.

IDEO shopping cart re-design process

Kısaca şirketimde inovasyonu yeşertebilmem için;

Öncelikle içinde bulunduğum ortamda, sektörde, ülkede, dünyada ne oluyor bunu bilmem gerekiyor. Buna gerçek ihtiyacı sahada görmek,  ihtiyaca yönelik çözüm geliştirmek, bunu yaparken disiplinlerarası bilgiyi kullanabilmek, çalışma ve iletişim kurallarını (bu ayrı bir yazı konusu) belirleyebilmek eşlik ediyor.

Çocuklarımızı girişimci olarak nasıl eğitiriz?

 

Mahalledeki kuru temizlemecilere askı satmak için kapı kapı dolaşıp evlerden askı toplarken hangi özelliğinizi geliştirirsiniz?

Eğitim sistemimiz mühendisleri, doktorları, avukatları yetiştiriyor. Peki bugünün ve geleceğin mesleği girişimcilik çocuklarımıza nasıl aşılanır? Çocuklarımızı girişimci olarak nasıl eğitiriz? Bu sorunun yanıtını kendi hayat hikayesinden yola çıkarak anlatan Cameron Herold dünyayı çocukların gözünden görme ve kendisini olduğu gibi kabul eden bir ebevyne sahip olma şansına sahip olmuş bir girişimci.

Okulda dikkat bozukluğu olan arkadaşları ile geçinemeyen bipolar teşhisi konmuş çocuklara ilaç vermek yerine onları girişimciliğe teşvik etmenin yollarını keşfedelim. Bize hep daha çok ders çalışmamız, daha çok odaklanmamız  gerektiği söylendi. Oysa daha hayallerimizi ve tutkularımızı, dünyayı şekillendirebileceğimize dair o masum inancı kaybetmeden önce fırsatları, insanların neye ihtiyacı olabileceğine dair boşlukları görmemiz gerektiği ve bunu nasıl yapabileceğimiz öğretilseydi belki girişimcilik de bu kadar çok iftiraya uğramazdı, ne dersiniz?

Herold’ın örneğinde olduğu gibi hala berbat olan Fransızcası için tutulmuş olan özel öğretmen yerine insanları canlandıracak konuşmalar yapan bir çocuk olduğu anlaşılarak konuşma koçu tutulsaydı ne olurdu?

Erken yaşta parayı, ticareti, nasıl para kazanılacağını merak etmek bir çocuğa neler yaptırabilir?

Mahalledeki kuru temizlemecilere askı satmak için kapı kapı dolaşıp evlerden askı toplarken hangi özelliğinizi geliştirirsiniz? Parayı doğru yerde doğru şekilde kazanma üzerine Herold’ın 7,8,9,10 yaşlarındaki i basit ama zeka dolu yöntemlerinde mutlaka kendi hayatınızda düstur edineceğiniz özellikler bulacaksınız.

Çocuğunuza girişimci olmayı bugünden öğretmek istiyorsanız ise reçete basit. Harçlık vermeyin, kazanmasını sağlayın. Kazanabilmesi için hangi fırsatları görebileceği ile ilgili ona rehberlik edin. Kazancını nasıl biriktireceğini ve her bir kuruşun değerini öğretin. Her gece masal okumak yerine bazı gecelerde ona belli sözcükler vererek bir hikaye anlatmasını isteyin. Satış, ikna kabiliyetlerini geliştirin. Her çocuğun ve hatta kendinizin içinde de bir girişimci olabileceğine sadece inanın.

Sevgili danışmanımız @BoraOzkent in de bu güzel videoyu yorumlayan yazısını paylaşmak istedim. twittwitgirisim.blogspot.com

 

Kurtarın ruhunuzu ve mutluluk içinde yaşayın

Siz de hemen şimdi sanatçı olabilirsiniz ve hatta öylesiniz…

Güney Koreli yazar Kim Young-ha herkesin aslında doğuştan sanatçı olduğuna inancını sanatla ilişkimiz açısından ele alıyor. İnsanın kendini sanatla ilişkilendirmekten çekinmesinin altında belli başlı nedenleri şöyle sıralıyor:  Sanatın sadece yetenekli insanlar ya da profesyonel eğitim almış olanlar tarafından yapabilecek bir şey olduğuna inanmamız ve kendimizi sanattan uzaklaştıracak sayısız neden bulma konusundaki ustalığımız.

Bu sınırların dışında tüm saflıkları ile en büyük sanatçıların ise çocuklar olduğunun altını çiziyor. Çocuklar; pastel boyaları ile duvarları boyarken, televizyondaki bir dansı taklit edip kendi özgün figürlerini yakalarken, az sonra yıkılacağını bilseler de anın tadını çıkararak kumdan kaleler ve şehirler yaparken, tek kişillik dramatik performansları ile evcilik oynarken belki sadece ebevynlerinin katlanabileceği ama en çok eğlenen sanatçılardır. Hele hele hikaye anlatıcılığı (storytelling) için harika bir an olarak ortaya çıkan çocuğun ilk yalanı karşısında anne babalar şok olmak yerine olayı kutlamayı seçseler dünya farklı bir yer olabilir.

Hikaye anlatıcılığının temelinde yer alan görmediğimiz şeyler hakkında konuşmak, dialogların içinde bir sonraki cevabı/cümleyi bulma sorumluluğunu hissetmek, başladığın şeyi bitirmek gibi özellikleri bir çocuğun naif yalanı içinde bulabilirsiniz. Bu yüzden çocuğunuz okuldan dönerken uzaylıları gördüğünü söylediğinde ona “saçmalama” demek yerine ideal bir ebevyn olarak “öyle mi, neye benziyordu? Sana ne söyledi?” gibi sorular sorun. Bırakın kendi hikayesini anlatsın.. Çoğu yazar da bunu yapmaktadır. Flaubert, Kafka ve daha niceleri..Sadece cümlelerini birbirine bağlamış ve roman olmasını seyretmişlerdir.

Kim Young-ha çağdaş sanatın boşlukları açıklama ve yorumlama ile doldurma çabasını da Picasso’nun “gördüğümü değil düşündüğümü çiziyorum” sözleriyle taçlandırırıken, içimizde ölmemiş sadece bastırılmış gerçek sanatçıların hortlamasını, televizyonu kapatıp, internetten çıkıp kendilerini eğlendiren şeyleri yapmalarını dilemiştir. Şimdi hemen kendi sanatımızı yapmak mümkün. Nasıl mı?

Yıllar önce ünlü dans sanatçısı Martha Graham’ın bir havaalanı basın toplantısında “Muhteşem bir dansçı olmak için ne gerekiyor?” sorusuna verdiği yanıt kadar basit aslında. “Just do it”

Geleceğin meslekleri ve 11 yaşındaki büyük yetenek

 

Birke Baehr: Gıda sistemimizin nesi var? (TED Talks)

Çocuklarımız ne yediklerini biliyor mu? Biz çocuklarımıza ne yedirdiğimizi biliyor muyuz? Evde eğitim gören 11 yaşındaki Birke genetiği değiştirilmemiş, taze ve içinde ne olduğunu bildiği gıdalarla beslenme konusunda müthiş bir sunum yapıyor.

11 yaşındaki bir çocuğun “Dünyayı nasıl değiştirebilirim?” sorusuna verdiği cevap hazırlığı kadar etkili. “ Tek bir çocuğu etkilemek” ile sonuçlanan hikaye organik tarımın ve sisteme karşı gelerek “yetiştiren” çiftçilerin manifestosu olacak nitelikte.

–  Gıda sisteminde neler yanlış?

–  Reklamlar ve pazarlama teknikleri ile kandırılıp renkli paketler ve plastik oyuncak promosyonlarla özellikle küçük çocuklar nasıl etkileniyor?

–  Endüstriyel gıda sisteminin karanlık yüzü nasıl değiştirilebilir?

–  Genetiği değiştirilmiş tohumlar, fosil yakıtlardan yapılan kimyasal gübreler, ilaçlamada kullanılan kimyasallar, hepsinin yağmurla toprağa ve su yollarına karışması, gıdaların daha uzun süre dayanmaları için ışınlanmaları sorunlarını nasıl çözebiliriz?

Tüm bu soruların yanıtlarını kendi içinde daha iyi bir yolun mümkün olacağına dair inancıyla veriyor Birke. Futbolcu olmak yerine organik çiftçi olmaya karar verdiğini açıkladığında hem geleceğin! mesleğini açıklamış oluyor hem de  sunumun ilk başından itibaren kazandığı seyircilerin coşmasını sağlıyor J Hepimizin kendisinden alacağımız dersler var.

Mesajı çok net. Organik pahallı demeyin. Bu parayı ya bugün tanıdığınız bildiğiniz çiftçinize vereceksiniz ya da gelecekte hastanelere. Bunun olmaması için : “ Bir sonraki sefer bakkala gittiğinizde yerel düşünün, organik gıdaları seçin ve çiftçinizi tanıyın…