En tehlikeli mesleği gelecekte ne bekliyor?

Bu sabah kahvaltı haberlerini izlerken kızım Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliye haberine ilişkin saf ve acı yorumunu paylaştı. Geçtiğimiz günlerde okullarında tehlikeli meslekler ile ilgili bir çalışma yapmışlar. Pilot, sekreter, şoför, sanatçı, mühendis,ressam, gazeteci… tehlike algılarına göre sıralasınlar istemiş öğretmen. İlk sıraya gazeteciyi koymuş çocuklar.Kızım da bunu hatırlayarak en tehlikeli mesleklerin başında gazeteciliğin geldiğini bu haberin de bunun kanıtı olduğunu söyledi.

Çocukların algısını, meslek seçimlerini etkileyebilecek çok önemli sosyolojik olaylar yaşıyoruz. Türkiye’de gazeteci olmak bunlardan biri.

Kızıma ilk başta bir yanıt veremedim ama gün boyunca düşündüm. Eğer kendisi ya da kendisi gibi gazeteciliği tehlikeli bir meslek olarak gören bir arkadaşı, bir gün gazeteci olmayı hayal ederse bu yaşananlar cesaretini kırmasın istiyorum ve buraya not düşüyorum.

İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tehlike sınıfları listesinde Gazete, mecmua yönetim yerleri, yayın evlerinde yapılan işler az tehlikeli işler sınıfına giriyor. Bunun ileride çok tehlikeli sınıfına girmemesi için hepimizin anlaması gerekenleri ve önümüzdeki 100 yılın meselesini yine bir gazeteci/yazar bize söylüyor: Continue reading

Davranışlarımızın kökeni 1

Üniversitenin ilk yılı karşılaştığım bu kitabın bütün meslek hayatımı etkileyeceğini bilemezdim. Felsefe eğitiminin, psikoloji ve sosyoloji ile yakın temaslarından her zaman çok etkilendim. İnsan neden böyle davranıyor sorusuna ait pek çok yanıtı aradığım, bulduğum insan kaynakları alanı ise benim cennetim oldu diyebilirim.

davranış

Özel ilgi alanım olan bu konuda geçen yıl Ted ile 21 gün etkinliğinde izlediğim bir video bana yine doğru yolda olduğumu hisettirdi. Bugünlerde yeniden hatırlamak/hatırlatmak isteği duydum.

Davranışlarımızın kökeninde neler var? Hayvanlarda ahlaki davranışlar!

İnsanların rekabetçi, agresif, özünde kendi çıkarları için çabalayan yanları ile hayvanlar aleminin tuhaf benzerlikleri var. Bir yemeğe ulaşmak için işbirliği yapan şempanzelerde, fillerde insanlara çok benzer davranışlar görülebilir.
Şempanzelerin kavga ettikten sonraki barışma şekilleri, üzüntüden sonra birbirlerini teselli etme şekilleri ne kadar da insani. Neden sadece insan ırkının “iyilik” yapabileceğini düşünüyoruz ki? Tüm ekosisteme küçük bir bakış atmamız yeterli böyle olmadığını görmek için.
Kötü olmak gerçekten ruhumuzda mı? Bu bize de, bu özelliğimizin benzeştirilmeye çalıştığı hayvanlara da haksızlık.
Frans de Waal bir yandan deneylerini paylaşırken bir yandan soruyor: Ahlak hangi temellere dayanır?
Cevap : Adalet ve eşitlilk anlayışıyla ilişkilendirileren karışılık verme ve Empati ve şefkat. Elbette ahlak bunlardan fazlasını barındırıyor ama bu temelleri kaldırırsanız neler olabileceği ortada.

Empati denen şeyin “esnemek”ten geçtiğini gördüğünüzde çok şaşıracaksınız!

Hele hele şempanzelerin eşitlik için ortalığı ayağa kaldırdıklarını gördüğünüzde kendi sessiz kalışlarınızı sorgulayacaksınız.

Çocuklarımızı girişimci olarak nasıl eğitiriz?

 

Mahalledeki kuru temizlemecilere askı satmak için kapı kapı dolaşıp evlerden askı toplarken hangi özelliğinizi geliştirirsiniz?

Eğitim sistemimiz mühendisleri, doktorları, avukatları yetiştiriyor. Peki bugünün ve geleceğin mesleği girişimcilik çocuklarımıza nasıl aşılanır? Çocuklarımızı girişimci olarak nasıl eğitiriz? Bu sorunun yanıtını kendi hayat hikayesinden yola çıkarak anlatan Cameron Herold dünyayı çocukların gözünden görme ve kendisini olduğu gibi kabul eden bir ebevyne sahip olma şansına sahip olmuş bir girişimci.

Okulda dikkat bozukluğu olan arkadaşları ile geçinemeyen bipolar teşhisi konmuş çocuklara ilaç vermek yerine onları girişimciliğe teşvik etmenin yollarını keşfedelim. Bize hep daha çok ders çalışmamız, daha çok odaklanmamız  gerektiği söylendi. Oysa daha hayallerimizi ve tutkularımızı, dünyayı şekillendirebileceğimize dair o masum inancı kaybetmeden önce fırsatları, insanların neye ihtiyacı olabileceğine dair boşlukları görmemiz gerektiği ve bunu nasıl yapabileceğimiz öğretilseydi belki girişimcilik de bu kadar çok iftiraya uğramazdı, ne dersiniz?

Herold’ın örneğinde olduğu gibi hala berbat olan Fransızcası için tutulmuş olan özel öğretmen yerine insanları canlandıracak konuşmalar yapan bir çocuk olduğu anlaşılarak konuşma koçu tutulsaydı ne olurdu?

Erken yaşta parayı, ticareti, nasıl para kazanılacağını merak etmek bir çocuğa neler yaptırabilir?

Mahalledeki kuru temizlemecilere askı satmak için kapı kapı dolaşıp evlerden askı toplarken hangi özelliğinizi geliştirirsiniz? Parayı doğru yerde doğru şekilde kazanma üzerine Herold’ın 7,8,9,10 yaşlarındaki i basit ama zeka dolu yöntemlerinde mutlaka kendi hayatınızda düstur edineceğiniz özellikler bulacaksınız.

Çocuğunuza girişimci olmayı bugünden öğretmek istiyorsanız ise reçete basit. Harçlık vermeyin, kazanmasını sağlayın. Kazanabilmesi için hangi fırsatları görebileceği ile ilgili ona rehberlik edin. Kazancını nasıl biriktireceğini ve her bir kuruşun değerini öğretin. Her gece masal okumak yerine bazı gecelerde ona belli sözcükler vererek bir hikaye anlatmasını isteyin. Satış, ikna kabiliyetlerini geliştirin. Her çocuğun ve hatta kendinizin içinde de bir girişimci olabileceğine sadece inanın.

Sevgili danışmanımız @BoraOzkent in de bu güzel videoyu yorumlayan yazısını paylaşmak istedim. twittwitgirisim.blogspot.com

 

Kurtarın ruhunuzu ve mutluluk içinde yaşayın

Siz de hemen şimdi sanatçı olabilirsiniz ve hatta öylesiniz…

Güney Koreli yazar Kim Young-ha herkesin aslında doğuştan sanatçı olduğuna inancını sanatla ilişkimiz açısından ele alıyor. İnsanın kendini sanatla ilişkilendirmekten çekinmesinin altında belli başlı nedenleri şöyle sıralıyor:  Sanatın sadece yetenekli insanlar ya da profesyonel eğitim almış olanlar tarafından yapabilecek bir şey olduğuna inanmamız ve kendimizi sanattan uzaklaştıracak sayısız neden bulma konusundaki ustalığımız.

Bu sınırların dışında tüm saflıkları ile en büyük sanatçıların ise çocuklar olduğunun altını çiziyor. Çocuklar; pastel boyaları ile duvarları boyarken, televizyondaki bir dansı taklit edip kendi özgün figürlerini yakalarken, az sonra yıkılacağını bilseler de anın tadını çıkararak kumdan kaleler ve şehirler yaparken, tek kişillik dramatik performansları ile evcilik oynarken belki sadece ebevynlerinin katlanabileceği ama en çok eğlenen sanatçılardır. Hele hele hikaye anlatıcılığı (storytelling) için harika bir an olarak ortaya çıkan çocuğun ilk yalanı karşısında anne babalar şok olmak yerine olayı kutlamayı seçseler dünya farklı bir yer olabilir.

Hikaye anlatıcılığının temelinde yer alan görmediğimiz şeyler hakkında konuşmak, dialogların içinde bir sonraki cevabı/cümleyi bulma sorumluluğunu hissetmek, başladığın şeyi bitirmek gibi özellikleri bir çocuğun naif yalanı içinde bulabilirsiniz. Bu yüzden çocuğunuz okuldan dönerken uzaylıları gördüğünü söylediğinde ona “saçmalama” demek yerine ideal bir ebevyn olarak “öyle mi, neye benziyordu? Sana ne söyledi?” gibi sorular sorun. Bırakın kendi hikayesini anlatsın.. Çoğu yazar da bunu yapmaktadır. Flaubert, Kafka ve daha niceleri..Sadece cümlelerini birbirine bağlamış ve roman olmasını seyretmişlerdir.

Kim Young-ha çağdaş sanatın boşlukları açıklama ve yorumlama ile doldurma çabasını da Picasso’nun “gördüğümü değil düşündüğümü çiziyorum” sözleriyle taçlandırırıken, içimizde ölmemiş sadece bastırılmış gerçek sanatçıların hortlamasını, televizyonu kapatıp, internetten çıkıp kendilerini eğlendiren şeyleri yapmalarını dilemiştir. Şimdi hemen kendi sanatımızı yapmak mümkün. Nasıl mı?

Yıllar önce ünlü dans sanatçısı Martha Graham’ın bir havaalanı basın toplantısında “Muhteşem bir dansçı olmak için ne gerekiyor?” sorusuna verdiği yanıt kadar basit aslında. “Just do it”

Geleceğin meslekleri ve 11 yaşındaki büyük yetenek

 

Birke Baehr: Gıda sistemimizin nesi var? (TED Talks)

Çocuklarımız ne yediklerini biliyor mu? Biz çocuklarımıza ne yedirdiğimizi biliyor muyuz? Evde eğitim gören 11 yaşındaki Birke genetiği değiştirilmemiş, taze ve içinde ne olduğunu bildiği gıdalarla beslenme konusunda müthiş bir sunum yapıyor.

11 yaşındaki bir çocuğun “Dünyayı nasıl değiştirebilirim?” sorusuna verdiği cevap hazırlığı kadar etkili. “ Tek bir çocuğu etkilemek” ile sonuçlanan hikaye organik tarımın ve sisteme karşı gelerek “yetiştiren” çiftçilerin manifestosu olacak nitelikte.

–  Gıda sisteminde neler yanlış?

–  Reklamlar ve pazarlama teknikleri ile kandırılıp renkli paketler ve plastik oyuncak promosyonlarla özellikle küçük çocuklar nasıl etkileniyor?

–  Endüstriyel gıda sisteminin karanlık yüzü nasıl değiştirilebilir?

–  Genetiği değiştirilmiş tohumlar, fosil yakıtlardan yapılan kimyasal gübreler, ilaçlamada kullanılan kimyasallar, hepsinin yağmurla toprağa ve su yollarına karışması, gıdaların daha uzun süre dayanmaları için ışınlanmaları sorunlarını nasıl çözebiliriz?

Tüm bu soruların yanıtlarını kendi içinde daha iyi bir yolun mümkün olacağına dair inancıyla veriyor Birke. Futbolcu olmak yerine organik çiftçi olmaya karar verdiğini açıkladığında hem geleceğin! mesleğini açıklamış oluyor hem de  sunumun ilk başından itibaren kazandığı seyircilerin coşmasını sağlıyor J Hepimizin kendisinden alacağımız dersler var.

Mesajı çok net. Organik pahallı demeyin. Bu parayı ya bugün tanıdığınız bildiğiniz çiftçinize vereceksiniz ya da gelecekte hastanelere. Bunun olmaması için : “ Bir sonraki sefer bakkala gittiğinizde yerel düşünün, organik gıdaları seçin ve çiftçinizi tanıyın…