Davranışlarımızın kökeni 1

Üniversitenin ilk yılı karşılaştığım bu kitabın bütün meslek hayatımı etkileyeceğini bilemezdim. Felsefe eğitiminin, psikoloji ve sosyoloji ile yakın temaslarından her zaman çok etkilendim. İnsan neden böyle davranıyor sorusuna ait pek çok yanıtı aradığım, bulduğum insan kaynakları alanı ise benim cennetim oldu diyebilirim.

davranış

Özel ilgi alanım olan bu konuda geçen yıl Ted ile 21 gün etkinliğinde izlediğim bir video bana yine doğru yolda olduğumu hisettirdi. Bugünlerde yeniden hatırlamak/hatırlatmak isteği duydum.

Davranışlarımızın kökeninde neler var? Hayvanlarda ahlaki davranışlar!

İnsanların rekabetçi, agresif, özünde kendi çıkarları için çabalayan yanları ile hayvanlar aleminin tuhaf benzerlikleri var. Bir yemeğe ulaşmak için işbirliği yapan şempanzelerde, fillerde insanlara çok benzer davranışlar görülebilir.
Şempanzelerin kavga ettikten sonraki barışma şekilleri, üzüntüden sonra birbirlerini teselli etme şekilleri ne kadar da insani. Neden sadece insan ırkının “iyilik” yapabileceğini düşünüyoruz ki? Tüm ekosisteme küçük bir bakış atmamız yeterli böyle olmadığını görmek için.
Kötü olmak gerçekten ruhumuzda mı? Bu bize de, bu özelliğimizin benzeştirilmeye çalıştığı hayvanlara da haksızlık.
Frans de Waal bir yandan deneylerini paylaşırken bir yandan soruyor: Ahlak hangi temellere dayanır?
Cevap : Adalet ve eşitlilk anlayışıyla ilişkilendirileren karışılık verme ve Empati ve şefkat. Elbette ahlak bunlardan fazlasını barındırıyor ama bu temelleri kaldırırsanız neler olabileceği ortada.

Empati denen şeyin “esnemek”ten geçtiğini gördüğünüzde çok şaşıracaksınız!

Hele hele şempanzelerin eşitlik için ortalığı ayağa kaldırdıklarını gördüğünüzde kendi sessiz kalışlarınızı sorgulayacaksınız.

İnovatif olunacak OL!

Klasik tanımı ile bir “trend” araştırması yaparken bir yandan aklıma Platon’un “ Güneşin altında yeni bir şey yok sözü” gelir.Binlerce yıl önce söylenmiş bu söz bir yandan beşeri gelişimi tahayyül etmeyi bile ıskalamış gibi görünse de kopyalanan, eklemeli yenilikler çağı bakımından belki de doğru olabilir.

2020’de işimizi etkileyebilecek makro konuları 2013 yılına hazırlanırken bu çalışmada özetlemiştim:

http://www.slideshare.net/elificoren/2020-16596003

2014 Aralık’ta tekrar yapmak için kendime hatırlatma!

Trendler tamam da gerçek ihtiyaç ne? İnsanların gerçekten neye ihtiyacı var? Bunu focus grup ile anlamaya çalışmayı bırakıp sahada yaşayınca gerçek inovasyonun yeşerdiğini düşünüyorum. Bu konuda bugüne kadar gördüğüm en iyi videolardan biridir.

İdeo’nun tasarım sürecini özetleyen kısa videoda bir şirketin inovasyon için keşfettiği sırları bulacaksınız, izlemeye değer.

IDEO shopping cart re-design process

Kısaca şirketimde inovasyonu yeşertebilmem için;

Öncelikle içinde bulunduğum ortamda, sektörde, ülkede, dünyada ne oluyor bunu bilmem gerekiyor. Buna gerçek ihtiyacı sahada görmek,  ihtiyaca yönelik çözüm geliştirmek, bunu yaparken disiplinlerarası bilgiyi kullanabilmek, çalışma ve iletişim kurallarını (bu ayrı bir yazı konusu) belirleyebilmek eşlik ediyor.

Çocuklarımızı girişimci olarak nasıl eğitiriz?

 

Mahalledeki kuru temizlemecilere askı satmak için kapı kapı dolaşıp evlerden askı toplarken hangi özelliğinizi geliştirirsiniz?

Eğitim sistemimiz mühendisleri, doktorları, avukatları yetiştiriyor. Peki bugünün ve geleceğin mesleği girişimcilik çocuklarımıza nasıl aşılanır? Çocuklarımızı girişimci olarak nasıl eğitiriz? Bu sorunun yanıtını kendi hayat hikayesinden yola çıkarak anlatan Cameron Herold dünyayı çocukların gözünden görme ve kendisini olduğu gibi kabul eden bir ebevyne sahip olma şansına sahip olmuş bir girişimci.

Okulda dikkat bozukluğu olan arkadaşları ile geçinemeyen bipolar teşhisi konmuş çocuklara ilaç vermek yerine onları girişimciliğe teşvik etmenin yollarını keşfedelim. Bize hep daha çok ders çalışmamız, daha çok odaklanmamız  gerektiği söylendi. Oysa daha hayallerimizi ve tutkularımızı, dünyayı şekillendirebileceğimize dair o masum inancı kaybetmeden önce fırsatları, insanların neye ihtiyacı olabileceğine dair boşlukları görmemiz gerektiği ve bunu nasıl yapabileceğimiz öğretilseydi belki girişimcilik de bu kadar çok iftiraya uğramazdı, ne dersiniz?

Herold’ın örneğinde olduğu gibi hala berbat olan Fransızcası için tutulmuş olan özel öğretmen yerine insanları canlandıracak konuşmalar yapan bir çocuk olduğu anlaşılarak konuşma koçu tutulsaydı ne olurdu?

Erken yaşta parayı, ticareti, nasıl para kazanılacağını merak etmek bir çocuğa neler yaptırabilir?

Mahalledeki kuru temizlemecilere askı satmak için kapı kapı dolaşıp evlerden askı toplarken hangi özelliğinizi geliştirirsiniz? Parayı doğru yerde doğru şekilde kazanma üzerine Herold’ın 7,8,9,10 yaşlarındaki i basit ama zeka dolu yöntemlerinde mutlaka kendi hayatınızda düstur edineceğiniz özellikler bulacaksınız.

Çocuğunuza girişimci olmayı bugünden öğretmek istiyorsanız ise reçete basit. Harçlık vermeyin, kazanmasını sağlayın. Kazanabilmesi için hangi fırsatları görebileceği ile ilgili ona rehberlik edin. Kazancını nasıl biriktireceğini ve her bir kuruşun değerini öğretin. Her gece masal okumak yerine bazı gecelerde ona belli sözcükler vererek bir hikaye anlatmasını isteyin. Satış, ikna kabiliyetlerini geliştirin. Her çocuğun ve hatta kendinizin içinde de bir girişimci olabileceğine sadece inanın.

Sevgili danışmanımız @BoraOzkent in de bu güzel videoyu yorumlayan yazısını paylaşmak istedim. twittwitgirisim.blogspot.com

 

Kurtarın ruhunuzu ve mutluluk içinde yaşayın

Siz de hemen şimdi sanatçı olabilirsiniz ve hatta öylesiniz…

Güney Koreli yazar Kim Young-ha herkesin aslında doğuştan sanatçı olduğuna inancını sanatla ilişkimiz açısından ele alıyor. İnsanın kendini sanatla ilişkilendirmekten çekinmesinin altında belli başlı nedenleri şöyle sıralıyor:  Sanatın sadece yetenekli insanlar ya da profesyonel eğitim almış olanlar tarafından yapabilecek bir şey olduğuna inanmamız ve kendimizi sanattan uzaklaştıracak sayısız neden bulma konusundaki ustalığımız.

Bu sınırların dışında tüm saflıkları ile en büyük sanatçıların ise çocuklar olduğunun altını çiziyor. Çocuklar; pastel boyaları ile duvarları boyarken, televizyondaki bir dansı taklit edip kendi özgün figürlerini yakalarken, az sonra yıkılacağını bilseler de anın tadını çıkararak kumdan kaleler ve şehirler yaparken, tek kişillik dramatik performansları ile evcilik oynarken belki sadece ebevynlerinin katlanabileceği ama en çok eğlenen sanatçılardır. Hele hele hikaye anlatıcılığı (storytelling) için harika bir an olarak ortaya çıkan çocuğun ilk yalanı karşısında anne babalar şok olmak yerine olayı kutlamayı seçseler dünya farklı bir yer olabilir.

Hikaye anlatıcılığının temelinde yer alan görmediğimiz şeyler hakkında konuşmak, dialogların içinde bir sonraki cevabı/cümleyi bulma sorumluluğunu hissetmek, başladığın şeyi bitirmek gibi özellikleri bir çocuğun naif yalanı içinde bulabilirsiniz. Bu yüzden çocuğunuz okuldan dönerken uzaylıları gördüğünü söylediğinde ona “saçmalama” demek yerine ideal bir ebevyn olarak “öyle mi, neye benziyordu? Sana ne söyledi?” gibi sorular sorun. Bırakın kendi hikayesini anlatsın.. Çoğu yazar da bunu yapmaktadır. Flaubert, Kafka ve daha niceleri..Sadece cümlelerini birbirine bağlamış ve roman olmasını seyretmişlerdir.

Kim Young-ha çağdaş sanatın boşlukları açıklama ve yorumlama ile doldurma çabasını da Picasso’nun “gördüğümü değil düşündüğümü çiziyorum” sözleriyle taçlandırırıken, içimizde ölmemiş sadece bastırılmış gerçek sanatçıların hortlamasını, televizyonu kapatıp, internetten çıkıp kendilerini eğlendiren şeyleri yapmalarını dilemiştir. Şimdi hemen kendi sanatımızı yapmak mümkün. Nasıl mı?

Yıllar önce ünlü dans sanatçısı Martha Graham’ın bir havaalanı basın toplantısında “Muhteşem bir dansçı olmak için ne gerekiyor?” sorusuna verdiği yanıt kadar basit aslında. “Just do it”

Geleceğin meslekleri ve 11 yaşındaki büyük yetenek

 

Birke Baehr: Gıda sistemimizin nesi var? (TED Talks)

Çocuklarımız ne yediklerini biliyor mu? Biz çocuklarımıza ne yedirdiğimizi biliyor muyuz? Evde eğitim gören 11 yaşındaki Birke genetiği değiştirilmemiş, taze ve içinde ne olduğunu bildiği gıdalarla beslenme konusunda müthiş bir sunum yapıyor.

11 yaşındaki bir çocuğun “Dünyayı nasıl değiştirebilirim?” sorusuna verdiği cevap hazırlığı kadar etkili. “ Tek bir çocuğu etkilemek” ile sonuçlanan hikaye organik tarımın ve sisteme karşı gelerek “yetiştiren” çiftçilerin manifestosu olacak nitelikte.

–  Gıda sisteminde neler yanlış?

–  Reklamlar ve pazarlama teknikleri ile kandırılıp renkli paketler ve plastik oyuncak promosyonlarla özellikle küçük çocuklar nasıl etkileniyor?

–  Endüstriyel gıda sisteminin karanlık yüzü nasıl değiştirilebilir?

–  Genetiği değiştirilmiş tohumlar, fosil yakıtlardan yapılan kimyasal gübreler, ilaçlamada kullanılan kimyasallar, hepsinin yağmurla toprağa ve su yollarına karışması, gıdaların daha uzun süre dayanmaları için ışınlanmaları sorunlarını nasıl çözebiliriz?

Tüm bu soruların yanıtlarını kendi içinde daha iyi bir yolun mümkün olacağına dair inancıyla veriyor Birke. Futbolcu olmak yerine organik çiftçi olmaya karar verdiğini açıkladığında hem geleceğin! mesleğini açıklamış oluyor hem de  sunumun ilk başından itibaren kazandığı seyircilerin coşmasını sağlıyor J Hepimizin kendisinden alacağımız dersler var.

Mesajı çok net. Organik pahallı demeyin. Bu parayı ya bugün tanıdığınız bildiğiniz çiftçinize vereceksiniz ya da gelecekte hastanelere. Bunun olmaması için : “ Bir sonraki sefer bakkala gittiğinizde yerel düşünün, organik gıdaları seçin ve çiftçinizi tanıyın…

 

Esenlik

say something nice and say it loud : ) Güzel bir şey söyle ve mümkünse yüksek sesle…

Dil, iletişim, pozitif olmak önemli dedik. Son yıllarda üzerinde çok konuşulan kavramlardan biri de esenlik (wellbeing). Öyle ki ülkeler halklarının esenliği için politikalar üretmeye sivil toplum kuruluşları bu yönde çalışmaya başladı. Improve everywhere 11 Eylül saldırılarından sonra şehirlerde toplu mutluluk hissi yaratacak etkinlikler yapmaya başlayan bir gönüllü kuruluş- bu videoyu çok seviyorum ve soruyorum:  Şirketinizin en görünen yerine böyle bir kürsü koysanız neler olur?

http://www.youtube.com/watch?v=RwEYYI-AGWs

Bu arada önümüzdeki günlerde kutlayacağımız Uluslararası Dünya Mutluluk günü için de neler yapılabilir, şimdiden düşünmeye başlamakta fayda var.

Bh6Qhu-CUAAjSMI_002

Bgx79n2CYAAq1AV

 

 

 

 

Dil ve Birliktelik / Yetişkin İletişimi

Zorluklarla dolu günlerden geçiyoruz. Eminim hepimiz kendimiz için pek çok şeyi düşündük, değerlendirdik. Nasıl bir ortamdayım, nasıl bir ülkedeyim, nasıl seçimler yapmalıyım? İnsanın en büyük gücü olan “doğru olanı, zamanında tercih etmenin” “yanlış gidene dur demenin” sonuçlarını toplumca gördüğümüz, yaşadığımız günler. Bu zaman zarfında dil ve birliktelik kavramları üzerine çok düşündüm.
Tüm bu söz, toz dumanı içinde iletişimin önemini  Yunus Emre’nin şu sözleri ile hatırladım:

Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı

Arkadaşlık, aile, okul, iş yeri, grup, dernek, topluluk, toplum için en önemli konunun iletişim olduğunu düşünüyorum. Sözü, yazıyı doğru bilip kullanamadığımız zaman içinde bulunduğumuz her toplulukta çözmemiz gereken problemler olacaktır.

Kendi diliniz nasıl, takımınızın dili nasıl? Eleştirel mi, destekleyici mi, açık mı, dürüst mü, pozitif mi, heyecanlı mı, ilham verici mi, sürükleyici mi? Hangi dili seçeceğimiz kim olduğumuz ile ilgili de pek çok ipucu barındırıyor.

İletişim şekillerimizi derinden etkileyen bir konuyla geçen yıl katıldığım bir eğitimde karşılaştım.Transaksiyonel analiz içindeki ego durumlarımız (Ebevyn, Yetişkin, Çocuk) üzerinden kurduğumuz her cümle, oluşturduğumuz her transaksiyon yaşamdaki yerimizi, ilişkilerimizde sergilediğimiz tutumları ve benliğimizi gözler önüne seriyor. Buradaki dengeyi anladıkça yaşamın daha az kırılıp döküleceği bir tarz yakalamak mümkün.

“Yetişkin iletişimi” kurmanın esaslarına ilişkin güzel bir kaynak kitap önereceğim.
Ben OK’im, Sen OK’sin.

OKUYAN-Ben-Ok-im-Sen-Ok-sin-Thomas-A-Harr__99486566_0

Akıl, mantık sağduyu ve veriye dayalı, pozitif destekleyen iletişimin olduğu topluluklarda gelişim, yaratıcılığa bağlı yenilikçilik de mümkün olabiliyor.

Seçtiğiniz iletişim tarzını tekrar düşünerek, ilişkide olduğunuz her toplulukta şu dört sorunun yanıtına göre ilişkinizin sağlığını sınayabilirsiniz :

1. Hangi ortak değerlere sahibiz?
2. Problemleri birlikte nasıl çözüyoruz?
3. Birbirimize nasıl şefkat gösteriyoruz?
4- Birlikte nasıl eğleniyoruz?